
- Yer
- Yeniköy, İstanbul
- Çekim tarihi
- 2025-01-01
Fotoğraf ve şehir — 07
Bir fotoğrafta şehrin hangi zamanı kalır? Suyun, ışığın, gelip geçenlerin zamanı birbirine karışırken İstanbul’a kıyıdan bakmak.
Yeniköy sahilinde çekilmiş bir fotoğraf. Künyesinde 1 Ocak yazıyor. Güneş sisin içinden soluk bir daire olarak görünüyor; suyun üzerinde uzun bir ışık izi var. Kıyı boyunca yürüyen birkaç kişi, çıplak ağaçlar ve giderek belirsizleşen bir yol.
Takvimde yeni bir yıl başlamış. Fotoğrafta bu başlangıcı ilan eden pek bir şey yok. İnsanlar yürüyor, ışık suya düşüyor, kıyı uzanıyor.
Bu fotoğrafa her dönüşümde tarihle görüntü arasındaki mesafeye takılıyorum. Tarih, bir günü diğerinden kesin biçimde ayırıyor. Görüntünün sınırları daha geçirgen. Sis, önceki günden kalmış gibi de durabilir; ışık, henüz başlamamış bir güne aitmiş gibi de.
Fotoğrafın içinde zaman, takvimdeki kadar düzenli ilerlemiyor.
Yılbaşı Sabahı Yeniköy Sahil Yolu · Yeniköy, İstanbul · 1 Ocak 2025. Açılıştaki fotoğraf.
İstanbul’u kıyıdan izlerken gözün tutunabileceği çok şey var. Bir yapı, bir tekne, karşı sahildeki ışıklar. Fakat bakış biraz uzadığında, bunların arasındaki değişimler de görünür olmaya başlıyor.
Harem’den çektiğim gece fotoğrafında karşı kıyı, karanlığın içinden ışıklı bir çizgi halinde beliriyor. Suya yakın ince sis, yapıların alt sınırını belirsizleştiriyor. Işıkların yansımaları aşağıya doğru uzanırken parçalanıyor.
Karşıda birbirine yakın duran iki ışık, suda birbirinden uzaklaşabiliyor. Kıyının üzerinde seçebildiğim bir düzen, yansımada dağılıyor.
Fotoğrafa bakarken gözüm tekrar tekrar bu iki yüzey arasında gidip geliyor. Şehir ve onun sudaki karşılığı, aynı kadrajda farklı biçimlerde duruyor.
Belki de kıyıda vakit geçirmeyi biraz bunun için seviyorum. Görüntü, bakmayı sürdürdükçe değişecekmiş hissini koruyor.
Gece Harem’den karşı kıyının ışıkları ve sudaki yansımaları.
Haremden Gece ve Sis · Harem, Üsküdar · 3 Ağustos 2026.
Aşiyan’daki fotoğrafta ıslak taşların üzerine sıcak bir ışık düşüyor. Kadrajın önünde, sırtı dönük bir insan bavuluna doğru eğilmiş. Daha geride kıyının çizgisi, bir tekne, lambalar ve uzaktaki köprü var.
Bu görüntünün etrafında kolayca bir hikâye kurulabilir. Bir yere yetişen, bir yerden dönen, bekleyen bir insan…
Ama fotoğraf bunlardan hangisinin doğru olduğunu söylemiyor.
Bavulu görüyorum. Eğilmiş bedeni, koyu renk giysiyi, taşların üzerindeki yansımaları görüyorum. İnsanın biraz önce nerede olduğunu, biraz sonra nereye gideceğini bilmiyorum.
Bu eksiklik fotoğrafa bakarken bana bir sorumluluk yüklüyor. Görüntüdeki insanın hayatını, kendi duyguma uygun bir hikâyeyle doldurmamaya çalışıyorum. Bazen bir duruşu görmek, onun bütün anlamını bildiğimi düşünmeden yanında kalmak gerekiyor.
İstanbul fotoğraflarında şehir kadar, haklarında çok az şey bildiğimiz insanlar da var.
Islak Aşiyan kıyısında bavuluna eğilmiş, sırtı dönük bir insan.
Bir Sabah Yağmur Sonrası Limanda Yalnız Yolcu · Aşiyan, İstanbul · 30 Ağustos 2026.
Kadıköy’de gün batımında çektiğim bir başka fotoğrafın ön planında bir kedi yatıyor. Taş yüzey, kayalar ve soldan kadraja giren ağacın koyu yaprakları ona yakın. Açıkta bir vapur var. Gökyüzündeki turuncu, suyun üzerinde yer yer inceliyor.
Bakışım önce gökyüzüne gidebiliyor. Sonra vapura, ardından ön plandaki kediye dönüyor. Kadrajın küçük bir ayrıntısı, bütün manzaraya yeniden bakmama neden oluyor.
Bu fotoğrafta bir arada duran şeylerin her biri başka bir süreyi düşündürüyor: vapurun geçişi, ışığın azalması, taşın aşınması, kedinin orada kalacağı belirsiz vakit.
Tek bir anın içine bu kadar farklı süre sığabiliyor.
Fotoğrafı çekerken aynı yüzeyde buluşan şeyler, baktığımda yeniden ayrışıyor. Aralarında dolaşabildiğim için görüntüye dönmeye devam ediyorum.
Kadıköy kıyısında taşın üzerinde bir kedi; açıkta vapur ve turuncu akşam ışığı.
Gün Batımında Kadıköy · Kadıköy, İstanbul · 28 Ağustos 2026.
Fotoğrafları yan yana koyduğumda İstanbul’un tamamını anlatan bir bütün oluşmuyor. Sisli bir sabah, ıslak bir kıyı, gece suya düşen ışıklar, taşın üzerinde duran bir kedi var.
Her kadrajın dışında kalan büyük bir şehir olduğunu biliyorum. Gürültüsüyle, emeğiyle, sıkışıklığıyla ve gündelik telaşıyla devam eden bir şehir.
Bu görüntülerde ise bakışın bir süre oyalanabildiği küçük alanlar bulunuyor. Fotoğrafların birbirine yakınlığı da buradan geliyor sanırım. Ayrı yerlerde ve günlerde çekilmiş olsalar bile ışığa, mesafeye, bir şeyin görünürlük sınırına benzer bir dikkatle yaklaşıyorlar.
Arşiv büyüdükçe bu dikkatin izini de görebiliyorum. Hangi manzaraları seçtiğimi, nerede durduğumu, neleri kadrajın kenarında bıraktığımı.
Bir şehre bakma biçimi, zamanla insanın kendi içinde de bir yer ediniyor.
Fotoğrafa daha sonra döndüğümde, çekildiği anı eksiksiz geri bulamıyorum. Görüntü kalıyor; fakat ona baktığım gün değişiyor. Önceden fark etmediğim bir gölgeyi seçebiliyor, uzun süre baktığım bir ayrıntının üzerinden geçebiliyorum.
Yeniköy’deki yürüyen insanlara bugün daha uzun bakabilirim. Başka bir gün Harem’in ışıkları dikkatimi tutar. Kadıköy’deki kediyi görmek için açtığım fotoğrafta, gözüm bu kez taşın yüzeyine takılır.
Kıyıda kalan zaman biraz da bu tekrarların içinde birikiyor.
Yeniköy fotoğrafını yeniden açıyorum. Künyesinde hâlâ 1 Ocak yazıyor. Güneş sisin içinde, birkaç insan yolun üzerinde. Bakışım bu kez suyun kıyıya değdiği ince çizgide biraz daha kalıyor.
Fotoğraflar: Ömer Asım. Yer ve tarihler arşiv künyelerinden alınmıştır. Yapay zekâ yalnız renk düzenlemesinde kullanılmıştır.
Kıyı ve Deniz serisi · Önceki yazı: Bir şarkıyı çevirirken neyi koruruz?
Bağlantıları
Çeviride korunan anlamdan, fotoğrafta kalan zaman ve bakışa ilerler.
Yeniköy, Harem, Aşiyan ve Kadıköy fotoğraflarını bu seriden okur.
Önceki yazının dört kıyı fotoğrafını seçki ve sıralama kararları üzerinden yeniden ele alır.